Yaşlı Kadın Torunu ve Gelini

Yaşlı Kadın Torunu ve Gelini
30 Ağustos 2018 tarihinde eklendi, 87 kez okundu.

Yaşlı Kadın Torunu ve Gelini İffetli Evler,Ç-ı-plak Evler Yaşlı kadın…usulca odasından çıktı.Salondan torunu ile gelinin sesleri geliyordu:”- Oğlum sofra hazır,çorbanı koydum,haydı gel de…soğutmadan ye!…Salona geçti,köyden getirdiği minderin üzerine oturdu.Çocuk babaannesini görünce: –“Babaanneciğim,gel beraber yiyelim”..dedi.Yaşlı kadın manidar bir şekilde iç çektikten sonra; –“Evin erkeği gelmeden akşam sofrasına oturulmaz.Hele babanız gelsin,beraber yeriz inşaAllah” dedi.

Evin gelini;–“Aman anneciğim, eskidenmiş onlar.Şimdi acıkan yemek sofrasına oturur,o da gelince yer”. dedi. Yaşlı kadın;–“Kızım nasıl insanların bir edebi,hayası iffeti varsa evlerinde iffeti ve edebi vardır”.Torunu dayanamayarak alayci bir tavırla söze karıştı:”Ya neymiş bu evlerin iffeti Babaanne …anlat bakalım merak ettim”.dedi.Yaşlı kadın söze başladı; –Biz küçükken annelerimizden önce babalarımızın karşısında edepli oturmayı öğrenirdik.Evde babamız annemiz varken ayağımızı uzatıp oturmaz.büyüklerimiz konuşurken söz

hakkı verilmedikçe söze dahil olmazdık.Büyüklerimiz odaya girdiğinde hemen toparlanır,kalkıp onlara oturmaları için yer verirdik.Asla babamız sofraya oturmadan sofraya el uzatmazdık.Babamız gelir “Besmele” çeker,”Haydi buyurun.” derdi.Huzurla hepimiz başlardık yemeğe…Sonunda da sofra duasını okurduk.Hiç ailece yenen yemek kadar lezzetli yemek olur mu? Bu sofranın edebidir,yavrum!…” Torunu:– “Bu kadar baskı karşısında depresyona girmez miydiniz babaanneciğim” dedi.

Hayır yavrum bizim zamanımızda saygı olduğu için sevgi hep bakı kalırdı.Sevgi var oldukca da hiç depresyona giren olmazdı. Biliyor musun? Ben depresyon kelmesini ilk defa burada duydum,hatta köyümüzde akıldan mahrum birisi vardı,”Deli İbram”derlerdi.Vallahi o bile o kadar mutliydu ki anlatamam.Akşama kadar sokakta çocuklarla oynardı acıkınca bir kapıyı tıklatır:”Aba acıktım,aba su ver!” derdi.

Hangi kapıyı çalsa,boş çevrilmezdi.Ama şimdi hiçbir şeye saygı kalmadı,evlere bile saygı yok bu şehirde.

Herkes akşam olduğu halde perdelerini örtmemiş,bütün evlerin içi görünüyor,ama kimse utanmıyor.Biz daha hava karamaya başlamadan kalın perdelerimizi çeker,ondan sonra evin ışıklarını yakardık.Hatta perde kapalıyken üzerimizi değiştirmeye edep eder,ışığı söndürür üzerimizi değiştirirdik. Bu sırada gelini,oturduğu yerden kalktı,mahcup bir eda ile salonun perdelerini çekti. “Evin edebi önce perdesinin çekilip,çekilmediğinden belli olur”. derdi büyüklerimiz..Evler, kocaman duvarlarla

çevrilmiş avluların içinde olduğu halde hic kimse iç çamaşırlarını ulu orta asmazdı,ev ahalisinden bile edep ederlerdi.Ben daha küçükken giydiğim şalvarı en ön ipe asmışım,hemen anam gelip;”Kız,baban bugün avluya çıktı,senin şalvarın asılı idi,utancımdan yerin dibine girdim,Bir daha öyle ortaya asma,çamaşırların en arkasındakı ipe as!”.Üzerine uzun bir tülbent ört,altında ne olduğu görünmesin.İffetimiz,edebimiz giderse ortada imanımız kalmaz”.Annem bunları bana söylerken yerin dibine girdim. Şimdi öyle mi?Geçende bir nefes alayım diye balkona çıktım karşı komşu bütün çamaşırları asmış uluorta,ben utancımdan

hemen içeri girdim.Bugün yemekler dışarda yeniyor,göz hakkı oluyor,kimse umursamıyor,Çarşı pazardan alınanlar şeffaf poşetlerde eve geliyor,alan var almayan var.Bizim Peygamberimiz s.a.v. :”Yemeğinizin kokusu ile komşunuza eza etmeyiniz.” buyuruyor.Bugün kokuyla,gösterişle çevredekilere hep eza veriliyor.Tabii ki yenilenler içinize sıkıntı veriyor.Sonra da “depreyon” diye diye doktorlara gidiliyor. Evin bir edebi daha vardır ki,en önemlisi de budur herhalde… Evin içinde yaşananlar,asla dışarıda

anlatılmaz; yenenler, içilenler,muhabbetleşmeler,kavgalar…Bu da evin iffetinden
sayılır ve hiç kimseye anlatılmazdı.Bu yüzden problemler evin içinde kolaylıkla çözülürdü.Zaten Peygamberimizde s.a.v. özellikle karı- koca arasında olanların etrafa yayılmasının büyük bir günah olduğunu hep hadislerinde anlatıyor,değil mi Leylacım!” dedi gelinine.Leyla mahcup bir şekilde; –“Evet anneciğim” diyebildi…Torunu: –Babaanneciğim,şimdi facebook diye bir şey var,insanlar gittikleri lokantalarda yedikleri şeylerin fotografını çekip binlerce kişiye gösteriyorlar”. –Aayy ne ayıp…İnsan hiç yediğini söyler mi?

Ah anneciğim,her hallerinin fotografları var,gezdikleri yerlerin,aldıkları eşya ve kıyafetlerini paylaşıyorlar insanlar. –“Yavrum sen neler diyorsun? Kıyamet koptu,kopacak desene… Biz beyimizle yan yana yürümeye ar edinirdik,
dul kalanlar var,evlenmeyenler var onların gönül yaralarına tuz basmayalım diye..beylerimizin bir addım gerisinden yürürdük… Şimdi kavgalar ortada,sevmeler ortada..Tabii ki mahremiyet kalmayınca samimiyet de kalmıyor.Evin bereketi,büyüklere saygıdır.Evin iffeti örtülen perdede,Sevginin iffeti, gizlilikte,Gözün iffeti göz kapaklarında,Bedenin iffeti tesettürdedir.Unutma,haya imandan bir şübedir.Bir hadis-i kudsiye göre:”Allah Teala,Ademi (a.) yarattığı vakit Cebrail (a.) ona üç hediye getirdi;İlim,haya,akıl.Ona dedi ki:”Ya Adem!… Bunlardan dilediğini seç!”. Adem (a.)

aklı tercih etti. Cebrail; (a.) – Haya ve ilime,makamlarına dönmelerini emretti.Haya ve ilim dediler ki; –Biz,alem-i ervahta(ruhlar aleminde) hep beraber idik. Birbirimizden asla ayrılmayız,ruhlar cesedlere girdikden sonra da aynı şekildedir.Ve akıl nerede olursa biz ona tabi oluruz. Cebrail (a)da;”Öyle ise yerlerinize yerleşin.”emretmekle
akil dimağda,ilim kalpte,haya da gözde yerleşti.”.
Bu yüzden hem gözümüzü korumak önemlidir,hem de göze hitap eden şeyleri kontrol altında tutmak…” –Gelini: “Haklısın anneciğim,biz iffetimizi kaybettikçe buhranlarımız artti”.dedi. Torunu kaşığı sessizce bırakıp:–“Ben babam gelince yemeğe başlayacağım,anne” dedi.Babaanne de söylediklerinin evlatları üzerindeki tesirini görünce sessiz bir şekilde Allaha hamd etti.


Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git